Son günlerde iç güç mücadelesi tuhaflaştı, sertleşti. Bu ilk kez yaşanan birşey değil.. Ancak Türkiye gibi ülkelerin “Talat Paşa” ya da “İstiklal’de slogan atmak” gibi gündemlerden daha derin sorunlara odaklanması gerekiyor..
Toplumsal çürüme, ortak ahlaksızlıklar.. birlikte işlenen suçlar…
Birbirine ahlak satan, doğruluk satan, proje satan tarafların..
Çalmamayı öğrenmesi gerekiyor..
Türkiye 5 sene önceki raporumda belirttiğim üzere bir nüfus çürümesi girdabında. 4 sene önce makale yaptığım şeyi, Milli Savunma Üniversitesi geçen ay mesele haline getirdi.. Jeton son derece köşeli.. Çok zor düşüyor.. Çok daha hızlı ve çalışkan olmak zorunda Türkiye. Türkiye gibi yaklaşık 10 civarında ülkede bu durum var.. Tembelleşiyor.. Ahlaksızlaştıkça, siyasal proje satıyor, etik kodlar dağıldıkça birbirlerine ajanda iteliyorlar.. Ve bir öngörü gurusu olarak söylüyorum, bu sarmal tükenme eğilimine girmeyecek.. Olumlu düşünmek hakikati örtemez..
Türk milleti çok zor bir kavşakta olduğunun maalesef farkında değil.. İnanılmaz bir kamu personeli sorunu var. Çok fazla yeteneksiz insan çok gereksiz yerlerde görevde.. Bu standart kurumsal çürümeyi yapısal bir çürümeye evirmiş durumda.. Bunları 20 senedir yazıyorum.. Kimsenin umrunda değil…
Herkes akıllı kızının, dahi oğlunun, kıçı kırık yeğeninin o işi kapması için her türlü yolu kullanıyor..
Devlet maaşıyla ayakta duran bir toplumsal yapı Türk Milleti..
Çok fazla memur var…
Ve bu yapıda liyakat kesinlikle yok..
Eskiden de yoktu..
İntikam alır gibi politika üreten bu iktidar zamanında da yok..
Sanki bu dönem daha kötü olmuş gibi yalan bir tavra da gerek yok..
Her dönem berbattı..
Dolayısıyla da herkes birbirinden intikam alıyor..
Acayip bir ruh hali..
Trafikte, sokakta, restorantta herkes saygısız..
Kibar davranma numarasını öğrenmiş eğitimlilerin önemli bir kısmı akademilerde, kurumlarda resmen hırsızlık yapıyor.. Akademik ziyareti, turistik geziye çevirip taksi paralarını memleketin işçilerine, dindarlarına ödetiyor.. Sonra da sosyalistçilik, islamcılık oynuyor.. İşçi köylüyü ve müslümanı iktidara getiriyorlar.. Devlet kurumlarını, okullarını babalarının buğday tarlası sanıyorlar..
Halbuki bu ülke hepimizin diye biliyorum..
Gezi Parkçılarla İslamcılar diye bir kavga yukarıdaki torpil masalarında yok..
Bazı bakanlıklarda Gezi Parkı eylemcisi de, İslamcı eylemci de meslek memuru oldu, buna gözlerimle şahidim.. Sınavdan 2 dk önce bana çıkacak soruyu söylemiş bir insan var.. Yani soruyu biliyordu.. Bu hakikatlerin ortaya çıkması için 14 sene beklenmesi mi gerekiyor..? Bu iletiyi okuyorsan benim ismimi unutma, bir gün karşıma çıkacaksın… Geç gelen adalet, adaletsizlik değil midir? Adalet mülkün temeli değil midir?
Türkiye malesef akledemediği kadar kötü bir girdabın içinde.
Hukuk içten gurulduyor.. Kutuplaşmanın derinleştirilmesi psikolojik harp unsurudur. Bu, suç olmasına rağmen, güvenlik teşkilatları neden inceleme yapmıyor anlamak zor değil..
Rejim değişikliği ve alt yapısı senaryoları konuşuluyor..
Atatürkçüler çocuklarına bedelli askerlik yaptırıp, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye bağırıp çağırırken, İslamcılar İsrail’le ticaret yapıp “Kahrolsun İsrail” sloganı atıyor..
Böyle bir toplum hem rasyonel hem de etik kodlarını yitirmiş bir toplumdur.
Zehirlilik (toxicity) oranı dönülmez bir yere gelmiş durumda..İki taraf ta benden nefret edebilir, hep öyleydi ve buna alıştım.. Ancak hakikat bu..
Oylar satılıyor..
Bir partiye oy veren gençlerin akıllarıyla oynanıyor..
Bir anda istemedikleri adamı desteklerken buluyorlar kendilerini…
Bu siyasal manipülasyondur.. Çok sert bir siyasal ilkesizliktir..
Türk Siyasal Orkestrasyonunu derinden takip eden biri olarak şunu söylemeliyim.. Avrupa başta olmak üzere dünyayı takip ettiğini biliyorum. Ancak kendine has yönlerini orta ve uzun vade değerlendirebilecek stratejik bir akla ihtiyacı var…
Zayıf ve politika zekasını geliştiremeyen devletler, iç ve dış politik sorunlarına yönelik çözümleri genellikle, askeri terimle ifade etmem gerekirse “radikal çözüm”de buluyorlar.. Her hususta bu yönteme başvurmak, toplumsal birlik duygusunu yok eder… Kırbaçlanıp duran bir gün geri döner.. “Başka çare yok” demek ise tembel bir zihine işaret eder..
Buna rağmen bu sıcakta kediciklere, ıslanmış toprak etrafında gezinerek bizlere seslenen köpeciklere su veren harika insanlar da var. Yaşlı bir bey amca yere düşemez.. Toplum olarak elinden tutarız.. Aşure dönemindeyiz.. Aşureler pişiyor.. Bu kodlarımız yerinde.. Türk Milleti şahane olan bir çok özelliğini taşımaya devam etmektedir..
Farklılıklarımızın zenginlik olduğunu kabul ederek, ortak olarak işlediğimiz suçları kabul ederek, haksız olduğumuz yerde, burada yanlış yaptık diyerek devam edebilirsek, çürüme iyileşir…
İşlediğimiz suçları örtersek..
Karşı tarafa iteleyip kakalamak yolunda ısrar edersek..
Çürüme büyür..
Ben olay ve olgulara yapısal ve post yapısal olarak bakan derin ve tarafsız bir zihin olarak “umut tükenmiş değil” diyorum..
Ümitsiz olmayalım..
Mustafa Kemal Atatürk nefretinin kökenlerini konuşalım..
Din nefretinin kökenlerini konuşalım..
Birimiz Vatansız! Diğerimiz Allahsız! diye bağırıp durmayı kesebiliriz. Bu zor değil..
Geçenlerde yan komşumuz İran başkentine eşi benzeri görülmemiş bombalar bırakıldı.. Suriye Afyonkarahisar bakkalı gibi sürekli sahip ve hükümet değiştiriyor.
Bu ülke ayakta duruyorsa, uluslararası konumunu herseye rağmen ayakta tutabiliyorsa değerini bilelim..
Bu şehir dünyanın en güzel şehri..
Ancak her kesimle rahatlıkla anlaşabilen ben dahi artık bu şehirde yaşamakta zorlanıyorum..
Sistem adil, iyi ve tarafsız insanları kusuyor..
Ülkemize iyilik, güzellik, hakkaniyet, hesaplaşma diliyorum..
Dış İşleri Bakanlığında yaşanan hadiseyi ve benim yaşadığım şeyi, şuanda aktif görevde bulunan, bütün büyükelçilerin ceketlerini ilikleyerek saygı duyduğu, siyasi bir geçmişten çok bürokrat kimliğiyle hizmet veren, benim de saygı duyduğum en tecrübeli büyükelçimizle konuştum. Beyoğlu’nda bir kitapçıda tesadüfen karşılaşınca, ben mümkün olabilen tüm nezakatimle durumu kendisine anlattım.. Geçen Eylül ayıydı.. İsim vermek istemiyorum. Kendisi beni hatırlayacaktır.. Bir roman yazdığımı ve kendisini de romana dahil edeceğimi söyledim..
Şöyle dedi..
“Öncelikle çok üzgün olduğumu söylemek isterim…”
Romanımda ona şöyle bir cümleyle değineceğim..
“Ben de bu ülke için çok üzgünüm…”
Muhammet Ali Zurnacı,
1 Temmuz, 2025, Istanbul
